“yarın bizi beraber görenler “kimdi o yanındaki” diye sorarlarsa,
beni detaylı anlatma, kısaca; “ömrümün geri kalanı” dersin.”cemalsüreya
“yarın bizi beraber görenler “kimdi o yanındaki” diye sorarlarsa,
beni detaylı anlatma, kısaca; “ömrümün geri kalanı” dersin.”cemalsüreya
Hayallerin gerçek olduğu an bu andır !
yine,yeniden unutmamak hep hatırlamak için yazıyorum.sonuçta insan hafızası nankördür.
son atraksiyonumuzdan sonra - nevzat demirde verdiğimiz mektup vs - quaresma ‘ya bir şey yapmamıştık. fb,gs,ts a yenilmişiz. quaresma’ya son bir umut vermeliyiz ama nasıl ?! düşündük taşındık 1 mayıs sabahı işe koyulmaya karar verdik. nisanın son gecesinde yine gilberto’yu aradık ve quaresma için mini bi çeviri yaptırdık .
burcu’yla birlikte bi’şey deneyelim dedik ve zevkine kütüphanede sabahladık dün gece.okulda süren rockfest’e rağmen can sıkıntımızdan vampire diaries son bölümünü burcu’nun abisine indirttik sonra gidip burcu’nun yurduna meşhur ”beyaz pike” yi aldık.sonrasında da saat 23:00 sularında kahvelerimizi alıp mustafa inan kütüphanesi’nin çimlerine yayıldık.gece,dışarıda vampire diaries izlemek !! mmm.
caroline ve tyler’ın fazla hot olan sahnelerinde kıkırtılarımıza falan engel olamadık.napalım. neyse. sonra biraz gidip çalışalım bari kafasıyla kütüphaneye girdik. 02:00 - 04:00 arası baya baya çalıştık. sonra o kadar bunaldık ki saltanatımızı ilan ettiğimiz 2.katta oje falan sürmeye başladık. -ve elbette sinek bile olmayan bu kat bir anda insan doldu.- her neyse. artık 4:30 civarı uykusuzluk vücudumuzu ele geçirmişken - el ayak koordinasyonunda bozulmalar,gereksiz ağlamalar,gereksiz gülmeler.- daha fazla dayanamayıp deri koltuklara indik. tekli koltuklar kalmıştı sadece ve gerçekten o koltuğa sığma konusunda strateji konuşur ! karşımda oturan bi çocuk vardı. ne zaman bi sesle uyansam kafasını kitaptan kaldırıp yüzüme dikiyordu.tuhafıma gitti, zira güvenlikçiler sabah 06:30 ‘da hepimizi uyandırdıklarında hala elinde o kitapla cin gibiydi. uykusuzluktan çıldırırken burcu’yla kendimizi pikemizle yine çimlere attık. eminiz görenler baya yadırgamışlardır bu durumu ama köpek kankalarımız bizi korudular. yanımıza yattılar falan. bize bakana havladılar.koştular.kovaladılar. ( itü’nün köpekleri bu kadar saldırgan iken bu köpeklerin bizi yalnız bırakmaması vs. ilginçti tabii ki. )
sonrası avm’de kahvaltı vs. bir ara rektör geldi . hepimize günaydın dedi. arka masamıza geçti. biz de hadi uyuyor fake’i atalım da acısın halimize bize iki yataklı bi oda versin bi kaç saatliğine derken ,hakkaten uyuyakalmışız.ve hain rektör bi’şey yapmamış tabii.
bir de şunu anladık bugünden; beşiktaş’ımızın maçları yanımızda arkadaşlarımız yokken çekilmiyor.kimi arasak memlekette. kalabalığımızı özledik.
..
neyse 01.02 itibari ile son 40 saatimin sadece 3 saatini adam gibi uyuyarak geçirdim. artık uyku vakti.
bir de burcu var ya,can! =) yeni ay’ için dilediği her şey gerçekleşsin.
22 nisan -pazar 01:04
Asked by schrodingerinkedisi
teşekkürler =) atlas pasajı’na girdiğinizde dümdüz devam edin,koridorun sonunda sağda el yapımı takılar satan minik bir dükkan var.oradan aldık. yalnız seri üretim olmadığı için 2 adet vardı.kahverengi olan kaldı . =)
Bu muhteşem gün kendi kişisel tarihime not düşülsün. Sırf unutmamak,ileride anlatabilmek için yazıyorum şimdi.
13 nisan 2012 -
ilk bjk-ts maçında kapalı üstte sıkılıp alta en köşeye soyunma odalarına gittiğimizde göz göze geldik onunla. yenilmişiz. futbolcular soyunma odasına yönelmişler kafalarını kaldırmıyorlar.
sonra quaresma geliyor.iki kız avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz. tepkisiz kalamıyor. bakıyor bize,alkış yapıyor. o gece çok mutluyuz ikimiz de. quaresma belki sayemizde iyi hissetti. sonra geçtiğimiz haftaki samsun maçı geliyor. yine en köşe alta iniyoruz. quaresma sakatlanıyor. üzülüyoruz. maç sonu yedek kulübesinden gelirken kafasını kaldırıyor olduğumuz yere ! onu görüyoruz bir an öylece kalıp ardından hemen toparlayıp alkış yapıyoruz,o da yapıyor. güzel ! ama yetmez.herkes gidiyor. biz kalıyoruz. güzel hava da gidiyor. yağmur,toz fırtınası. bekliyoruz duşunu alıp ayrılmasını staddan. bir miniye binecek,ilerliyor. bağırıyoruz yine. ” ricardoooo ! don’t be sad ! ”
- esma ‘ya anlar di mi ?
+ anlar burcu ya. o kadar da ingilizcesi vardır.
-lakin yokmuş sonradan öğrenecektik-
arabayla yanımıza yaklaşıyor. el sallıyor,gülümsüyor.burcu karşılık veriyor,ben tepkisizim.şaşkınım.
sonra konuşuyoruz. bir şeyler yapmalı. istenmeyen adam konumuna giren bu adamı mutlu etmeliyiz.play off’lara iyi başlamalı. kendini kabul ettirmeli yeniden.gitsek mi
?yapabilir miyiz ki ? derken kendimizi portekizce tercüme yapacak birini ararken buluyoruz. porto’lu bir çocuk buluyoruz. çevirimizi yapıyor muhteşem bir şekilde gilberto. mektubumuzu yazıyoruz. bir de şiir ekliyoruz içine william ernest henley’in invictus’u.YENİLMEZ’İ. daha önceden gidip arayıp bulduğumuz deri bilekliğin içine taksimin iyi bi ustasını bulup ”invictus” kazıttırıyoruz. her şeyimiz hazır. aileden kimseyi o anda yanımızda istemediğimizden ve ehliyetlerimiz olmasına rağmen arabalarımız olmadığından en uygun güzergahı öğrenip yola çıkıyoruz.
kolay buluyoruz tesisleri.bizden başka 15 kişi falan var. antremandan sırayla çıkıyor futbolcular. toroman,cenk,necip,holosko,sivok,fernandes,rüştü,edu,veli.. herkes başlarına giderken olduğumuz yerde sakince beklemeye devam ediyoruz. öyle ki toroman bozuldu bu işe. ona neden ilgi göstermediğimizi anlayamadı. :) önümüzden geçerken pencereden el sallayıp gülümsedi. cenk dünyanın en tatlı insanıydı. ve necip de baya yardımseverdi. neyse. herkes bir bir gitti. görevliler yanımıza gelip
- e kızlar siz de kimseyle ilgilenmiyorsunuz. neden geldiniz dediler.
sabırla bekledik onu. tüm futbolculardan 2 saat sonra çıktı.
gittik arabasının yanına pencereyi açtı. zarfı ve bilekliği aldı. bilekliği alırken gülümsedi. sağ koltuğa koydu,indi. fotoğraf olayı vs. kokusunu çekmek ona dokunmak muhteşemdi. dünyadaki her şey o an anlamsızdı artık. ilahi bir aşkla seviyordum onu. arkamızdaki kimseyle ilgilenmedi. burcu ”please read” dedi. boş bir şekilde baktı bize zarfı gösterdik baskı yaptık. portekizce olduğunu söyledik. böylelikle açtı. oturdu koltuğuna yeniden. başladı okumaya.okurken ağzı kulaklarına vardı. bitirir bitirmez boynumuza atladı. öptü ikimizi de. sürekli gülümseyerek teşekkür etti. öyle ki sesini duymadık. bileziği takmasını,güç vereceğini söyledik. anladı az çok. eline aldı inceledi. kafasını salladı yine gülümseyerek. o arabanın kapısını kapatmadan ilerledik biz.uzaklaştık.arkamızdan geldi.camı açtı. gülümseyerek el salladı ve göz kırptı.
evet yine söylüyorum. ben hazırım tamam tanrım.
Muito obrigado por leres esta carta. Tu és um dos jogadores de futebol mais talentosos do mundo. Não conseguimos parar de te ver jogar. Nós sabemos o quanto te empenhas no Besiktas. fazes tudo o que é possível em cada jogo pela equipa, por nós e é isso que nós mais admiramos em ti. Mas alguns fãns não compreendem isso. Nós suplicamos-te, por favor continua o teu jogo fantástico. Precisamos de ti, das tuas assistências perfeitas, único e puro coração, quente e sincero sorriso, Ricardo. Não deixes que ninguém te faça triste ou zangado. nós gostamos muito de ti e estaremos sempre lá para ti. Nós não esquecemos os dias em que esperamos que viesses para o Besiktas. Joga por nós, aguenta um bocado mais capitão, por favor…
.. yani;
thank you so much for reading this letter.you are one of the most
talented football player in the world.we can’t get enough of watching
you play.we know that you are really trying hard for besiktas.you do
everything you can every game for the team,for us and that is what we
admire themost about you.but some supporters can not realize
that.please,don’t leave us,don’t leave besiktas.we are begging
you,please continue your awesome game.we need you,we need your perfect
asists,unique pure heart,warm and sincerly smile,ricardo. Don’t let
no one make you sad or angry.we love you so much and we will always be
there for you.we won’t forget the days which we waited for you to come
besiktas.play for us,hang on a little bit more captain,please…
…
Out of the night that covers me,
Black as the Pit from pole to pole,
I thank whatever gods may be
For my unconquerable soul.
In the fell clutch of circumstance
I have not winced nor cried aloud.
Under the bludgeonings of chance
My head is bloody, but unbowed.
Beyond this place of wrath and tears
Looms but the Horror of the shade,
And yet the menace of the years
Finds, and shall find, me unafraid.
It matters not how strait the gate,
How charged with punishments the scroll.
I am the master of my fate:
I am the captain of my soul.
lys öncesi liselilere hediyem olsun o zaman .
aydınlık evre ve karanlık evre olarak ikiye ayrılır. aydınlık evre de kendi içerisinde devirli ve devirsiz olarak ikiye ayrılır. aydınlık evreden oluşan nadph ve atp molekülleri karanlık evrede kullanılan karbondioksiti, şeker ve nişasta gibi besin maddelerine dönüştürürler.
bunlar sıkıcı taraflarıdır…
şimdi gelelim öğrencilerin uydurduğu evre hikayelerine . (bkz: öğrenmenin kolay yolu)
aydınlık evre :
1)devirli fotofosforilasyon:
şimdi bir annenin (klorofil-a ) bir kızı var (e-) emine adında..emine sabahtan akşama kadar seda sayan izleyen ,ünlü olmak için yanıp tutuşan bir kızcağız. bir gün bir ışık görüyor (ışık enerjisi) …çıkıyor yola evden kaçmak için.. gidiyor gidiyor..yolda abisi ferro’ya (ferrodoksin) rastlıyor..
ferro: ”nereye kız emine?”
emine:”bırak abi ünlü olcam ben gidiyorum.”
ferro:”hiçbir yere gidemezsin yürü gidiyoruz muhtara o karar versin bu duruma”
emine ve ferro muhtara ( plastokinon) giderler. muhtar ferro’ya aferin der .kıza kızmamışsın bana getirmişsin al sana bir ”p”ara (fosfat adp’ye bağlanır ve atp oluşur.)
muhtar kızı büyük abisine (sitokrom) teslim eder..büyük abisi de annesi klorofil ‘a ya götürür kızı..annesi de aferin oğlum birşey yapmamışsın kıza diyerek bir ”p” ara verir.. (fosfat adp’ye bağlanır. atp oluşur.)
döngü tamamlanır.. 2 adet atp oluşur.
…..
2) devirsiz fotofosforilasyon:
yine bir gün emine (e-) bir ışık görür ve anne evi klorofil-a ‘dan çıkar gider ünlü olmak için..ama işe bakın ki ferro abi (ferrodoksin) yakalar kızı…yine mi kaçıyorsun ?der.. abi bırak ünlü olcam ben der emine.. abisi tamam,bıktım senden git der… emine gider..yolda nadi’ye rastlar (nadp) ..kötü yola düştüğünün farkında değildir..nadi onu alır götürür.. emine nataşa olur. (nadph2) ama sonra çok pişman olur.. özüne döner..ünlü olmaya geldim başıma gelene bak der..e- olarak yola devam eder ve teyzesi klorofil -b ‘ye gider.. beni barıştır ailemle der teyzesine..teyze alır emine’yi muhtara (plastokinon) götürür .muhtar da alır kızı büyük abi sitokrom’a götürür. sitokrom da annesi klorofil-a ya götürür. annesi kızını getirdiği için abisine ”p”ara verir (fosfat adp’ye bağlanır.atp açığa çıkar.) ve döngü tamamlanır.
sonuç olarak 1 atp enerji açığa çıkar.
— Cemal Süreya (via cahilimbencahil)